Poncik Mahmut
Lgbt Hayat

Gaziantep Arkadaşlık Sitesi

gaziantep travesti, gaziantep travestileri ve antep travesti

Gaziantep, uzun zamandır görmek istediğim şehirlerden biriydi, yurt dışı seyahatleri gerçekleştirirken, kendi ülkemizin güzelliklerini görmezden gelmek olmaz düşüncesindeyim. Bu sebeple gezilerimizi hem yurt içi hem yurt dışı ayarlamaya çalışıyorum. Gaziantep’te bizi en çok cezbeden, Unesco Yaratıcı Şehirler Ağı’na, gastronomi alanında giren mutfağı oldu. Hafta sonu kaçamağı yaparak Gaziantep’e yemek turu düzenledik, onun dışında kültürel güzellikleri de şahaneydi, gerçekten bizi kendine hayran bıraktı.

Ulaşım

Gaziantep’e uçakla ulaşım sağladık. Yolculuğumuz yaklaşık 1 saat 45 dakika sürdü. Gitmeden önce, kolaylık olması adına, araba kiralamıştık, havalimanından aracımızı teslim aldık ve merkeze yaklaşık 20-25 dakika içerisinde ulaştık. Araba kiralamayanlar, Havaş ile de merkeze ulaşım sağlayabilirler.

Gezilecek Yerler

Gezmeye şehrin merkezi kabul edebileceğimiz Gaziantep Kalesi’nden başlayabiliriz. Kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemekle birlikte, Roma döneminde gözlem amaçlı kullanıldığı ve günümüze gelene kadar pek çok kez restore edildiği söyleniyor. Şehre hakim bir konumda yer alan kaleye giriş ücretsiz. İçerisinde Gaziantep Savunması ve Kahramanlık Panoraması Müzesi bulunuyor. Müzenin ortamı ve içerisinde devamlı yayınlanan belgesel gerçekten çok etkileyiciydi.

Şehirde gezilmesi gereken küçük müzeler kalenin etrafında konumlandırılmış. Hemen arka tarafında Gorgo Medusa Arkeolojik Cam Eserler Müzesi yer alıyor. Tarihi üç antep evinin restore edilmesi ile oluşturulan müze, yaklaşık 3bin eserden meydana geliyor. Avlusunda güvercinlerin yer aldığı, huzurlu bir ortamı olan ve zaman zaman içerisinde cam üfleme gibi gösterilerin yapıldığı müze, bize pek bir bakımsız geldi. Giriş ücreti 4lira olan müzeyi vaktiniz kısıtlı ise ziyaret etmeseniz de olur diye düşünüyorum.

Hamam Müzesi, yine kale çevresinde yer alan müzelerden. Paşa Hamamı olarak uzun yıllar hizmet veren yapı, sonradan restore edilerek müze haline getirilmiş. O dönemde kullanılan hamam eşyaları, balmumu heykeller kullanılarak canlandırılmış ve çok tatlı bir müze haline getirilmiş. Girişi ücretsiz.

Müze ücretsiz olduğu gibi, içeride bulunan sabun yapılabilen uygulama da ücretsiz. Bıttım’lı, Defne Yapraklı ve Gül’lü sabun yapabiliyorsunuz.

Emine Göğüş Mutfak Müzesi, küçük müzelerden sonuncusu, Hamam Müzesi’nin biraz ilerisinde yer alıyor. Müzeye giriş ücreti 1lira. Tarihi bir konakta yer alan müze içerisinde, Gaziantep’in geleneksel mutfak kültürü, yemekleri, yöresel kıyafetleri, mutfak araç gereçleri, balmumu heykeller eşliğinde canlandırma yapılarak sergileniyor.

Müzelerden aşağı doğru yürümeye devam edince çarşılar başlıyor. İlk önce Zincirli Bedestenkarşılıyor sizi. Tarihi bir çarşı olan bu yerde baharatçılar, antikacılar, bakırcılar bulunuyor.

Zincirli Bedesten’in daha da aşağısında meşhur Bakırcılar Çarşısı yer alıyor. Bakır ürünlerin satıldığı bu çarşının ve diğer tüm çarşıların, Pazar günleri çok hareketsiz olduğunu, tek tük dükkanların açık olduğunu unutmayın ve alışverişinizi Pazar gününe bırakmayın derim. Biz Bakırcılar Çarşısı’na Pazar günü gittiğimiz için hiç keyif alamadık.

Bakırcılar Çarşısı’nın hemen çaprazında Almacı Pazarı yer alıyor. Burası daha çok baharat, fıstık, salça, çay, kurutulmuş ürünler gibi gıda malzemelerinin satışının yapıldığı yer olarak varlığını sürdürüyor. Ben baharatları ve baharat alışverişini çok sevdiğim için tam olarak bana hitap etti. Biz alışverişimizi pazarın ikinci bölümünde yer alan Şenci Gıda’dan yaptık. Sahipleri çok iyi insanlardı, sizinde yolunuz düşerse mutlaka ürünlerine göz atın derim.

Çarşı kısmını bu şekilde tamamladığımıza göre, daha dışarıda yer alan yerlere geçebiliriz. Bunlardan ilki, benimde çok merak ettiğim Zeugma Mozaik Müzesi. Müzeye giriş ücreti 15lira, hemen girişte üç boyutlu belgesel filmini izlemek isterseniz 5lira daha ödemeniz gerekiyor. Bence kesinlikle izleyin ve Zeugma şehri ile ilgili bilgi sahibi olun derim.

Zeugma, Roma’nın doğu sınırında yer alan en büyük kentiymiş. Özellikle konut mimarisi çok görkemli detaylarla süslenmiş. M.S 256 yılına kadar bu ihtişamıyla ayakta kalmış ancak sonrasında, bölge hakimiyeti kaybedilmiş ve şehir yıkılıp yağmalanmış. Yüzyıllarca toprağın altında kalan bu şehir, 1987 yılında başlanan kazılarla gün yüzüne çıkarılmaya başlanmış. Asıl şehir kalıntılarına 2000 yılında ulaşılmış, ikiz villalar ve bu villalarda yer alan yüzlerce metrekare taban mozaiği, duvar resmi ve Mars Heykeli çıkarılmış. 2011 yılında ise müze inşası ve eserlerin yerleşimi tamamlanarak ziyarete açılmış.

Türkiye’de gezdiğimiz müzeler arasında, beni en çok etkileyen müze burası oldu.  Sadece bir konuda hayal kırıklığına uğradım, müzenin en önemli parçası olan Çingene Kızı mozaiğini, hayalimde o kadar büyütmüşüm ki, kocaman bir mozaik ile karşılaşacağımı düşünüyordum, karanlık bir labirentten geçtikten sonra, karşımıza küçücük bir mozaik çıktı. Tabi bu hayal kırıklığı tamamen benim beklentilerimden kaynaklı, yoksa müzeye tek kelimeyle bayıldım!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
error: Content is protected !!